Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar
Çankaya Belediyesi Kent Konseyi bir ilki gerçekleştirerek katılımcı ve demokratik bir yönetim anlayışı oluşturma amacıyla halkla buluşma toplantısı gerçekleştirdi.
Çankayalılarla belediye arasında iş birliği ve dayanışmayı amaçlayan Kent Konseyi, Bademlidere ve Ayrancı’da semt sakinleriyle biraraya geldi.

Toplantılara Çankaya Belediye Başkan Yardımcısı Ali Ulusoy, Kent Konseyi Genel Sekreteri Işıkhan Güler ve Kent Konseyi yöneticileri Necdet Saraç, Barış Cömert, Süleyman Demircan ile çok sayıda vatandaş katıldı. Kent Konseyi Genel Sekreteri Işıkhan Güler, sorunları yerinde görmek ve çözümleri en kısa zamanda gerçekleştirmek amacıyla bu tür toplantıları organize ettiklerini ve yerinde yönetim gerçekleştireceklerini kaydetti.

Işıkhan Güler, Çankaya Belediyesi olarak demokratik ve gerçekten katılımcı bir yönetim anlayışını yerleştirmeye çalıştıklarını ve sorunların ancak halkın doğrudan katılımı ve desteğiyle çözülebileceğini çok iyi bildiklerini dile getirerek bu anlayış çerçevesinde bir model ortaya koyduklarını açıkladı. Vatandaşların sorun ve taleplerini belediye yetkililerine ilettiği toplantılarda, yol, yapımından, çöp toplamaya, baz istasyonlarından sokak hayvanlarına kadar birçok konu ele alındı. Toplantıda ayrıca Kent Konseyi’nin vatandaşlarla belli aralıklarla toplanması kararlaştırıldı.

// <![CDATA[
var tmp;
tmp = document.getElementById(“news_content”).getElementsByTagName(“a”);
for(i=0; i

Yumruk sağlam kendi çürük

Abdi İpekçi’nin katili Ağca, 30 yıllık cezaevi hayatını sonlandırdı ve gözleri çakmak çakmak, sağ elini yumruk yaparak gazetecileri polis aracından selamladı.

MİLLİYET Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’yi öldüren ve Papa 2. Jean Paul’ü yaralayan Mehmet Ali Ağca’nın 30 yıllık cezaevi hayatı dün sabah sona erdi. 52 yaşındaki Ağca, saat 9.20’de polise ait gümüş rengi Linea marka araçla cezaevinden çıkarıldı. Ağca, çıkışta aracın içinden yakınlarına ve gazetecilere yumruk sıkarak selam verdi. Emniyete ait üç araç ve bir minübüsün bulunduğu dört araçlık konvoya Ağca’nın yakınları ve basın ordusunun araçları da katıldı. Konvoy, güvenlik gerekçesiyle şehir trafiğine girmedi ve çevre yolundan GATA’ya ulaştı, Psikiyatri Kliniği’nde muayene edildi.

Kişiliği bozukmuş

Ağca’yı, GATA’da 6 kişilik bir Sağlık Kurulu muayene etti. Dört saat süren muayene sonucunda heyet, Ağca’ya, “Askerliğe elverişli değildir” raporu verdi. Avukatı Aboşoğlu, “Uzun süre cezaevinde kalmaktan kaynaklanan ileri derecede sosyal kişilik bozukluğu raporu verildi. Hiçbir fiziksel rahatsızlığı yok. Bu kadar uzun süre cezaevinde kalan herkes için aynı rapor verilir” dedi. Aboşoğlu, Ağca’nın sağlığının da moralinin de gayet iyi olduğunu bildirdi. Kardaşi Adnan Ağca da Hürriyet’e, “Sağlık Kurulu’nda muayene bittikten sonra bütün komutanlarla tek tek tokalaştı, hepsine, astsubaylara kadar teşekkür etti” dedi.
Ağca’nın cezaevinden Cebeci’de bulunan Ankara Asker Alma Bölge Başkanlığı’na getirileceği iddiası üzerine çok sayıda yerli ve yabancı gazeteci, burada da üs kurdu. Cezaevinden mavi eşofman üstüyle çıkan Ağca, GATA’da yakınlarının getirdiği takım elbiseyi giydi ve kravat taktı. Ağca, buradan 06 AK …plakalı Mercedes minibüs ile çıkarak 5 yıldızlı bir otele gitti. Ağca, genellikle büyükelçiler ile konuk bakanlara tahsis edilen 23. kattaki suit odaya yerleşti. Odanın bir gecelik fiyatı KDV hariç 440 Euro (900 TL). Ağca’ya cezaevinden firar ettikten sonra yardımcı olduğu için yargılanan Hasan Murat Pala ve Mehmet Kurşun’un, otelde Ağca’yı ziyaret etti.

Tanrı değil mesihim

26 kişilik gönüllü koruma ordusu ile otele gelen Ağca, İngilizce ve İtalyanca konuşarak, dünya medyası önünde mesihliğini ilan etti.
Ağca, “Ben Tanrı değilim. Tanrı’nın oğlu da değilim, mesihim” dedi. Otel lobisi izdiham yüzünden savaş alanına dönerken, büyük saksılardan birisi kırıldı. Ağca’nın avukatları ve yakınları da güvenliğini güçlükle sağladılar. Ağca, görüntü verdikten sonra odasına çıktı. Avukat Gültekin, Ağca’nın yanında kardeşi Adnan Ağca ve arkadaşları olduğunu ve otelde dinlendiğini söyledi.

Ağca’nın arkadaşları saat 18.00’de kardeşi Adnan Ağca ile birlikte yemek için otelden ayrıldı. Ağca avukatlarından önce vejeteryen yemekleri istedi, sonra karar değiştirip aşure ve sütlaç gibi tatlı ısmarladı. Korumaları Ağca’nın talebi üzerine akşam dışarı çıkarak, mavi bir pijama takımı alıp kendisine teslim ettiler. Ağca dinlenmeye çekildikten sonra kaldığı suit odaya “gönüllü korumaları” bile yaklaştırılmadı.

GATA modu

ANKARA Emniyet Müdürlüğü ekipleri eşliğinde Ankara Ceza İnfaz Kurumları Kompleksi’nden GATA’ya getirildi. Ağca, cezaevi çıkışı sağ elini yumruk yaparken, kendisini dışarıda bekleyen ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu tarafa el salladı. Ağca’ya muayene sonucu “Askerliğe elverişli değildir” raporu verildi. Ağca, muayene sırasının gelmesini yumruk yaptığı sağ eli dizinde, koridorda tek başına oturarak bekledi.

M. ALİ AĞCA’NIN TAHLİYESİNİ İZLEYEN EKİP: Soner GÜREL-Oya ARMUTÇU- Arda AKIN FOTO MUHABİRLERİ : Fahir ARIKAN, Volkan YILDIRIM, Hasan TÜFEKÇİ/ANKARA

Meşhur TEKYÖN isimli kulübün ne kadar transfobik olduğunu anlatmama gerek yoktur herhalde ve bunu ben de bildiğim için ne eski yerine ne de yeni yerine hiç gitmedim, gitme teşebbüsünde bile bulunmadım (dün geceye kadar).

Çünkü her zaman savunduğum bir şey var; trans kadınların alınmadığı bir mekana ben Seyhan olarak girebilsem de gitmiyorum ve bu şekilde kendi çapımda protesto ediyorum.

Uzun süredir birçok arkadaşımın ya da arkadaş grubumun hadi TEKYÖN’e gidelim ısrarlarına rağmen; “Hayır ben gelmiyorum” diye cevap verdim. Hatta şu anda çalıştığım kulübün işletmecisi Mustafa, “Hadi TEKYÖN’e geçelim” dediğinde, “Hayır oraya kadınları almıyorlar” dedim ve Mustafa cevap olarak “Oranın mekan sahibi (mülk sahibi) benim, ne alaka” dedi ve buna rağmen gitmedim.

Dün gece dansçı arkadaşım Hakan’ın doğum günü sebebi ile evinde toplandık ve bir süre sonra çok yoğun ısrarlar karşısında tanınmış bir oyuncu arkadaşım ve 2 gey arkadaşımla birlikte TEKYÖN’e doğru yola çıktık, yine de gitmezdim ama işletmecimiz Mustafa’nın “mekan sahibiyiz” lafına güvenerek tamam dedim ve tedbiri elden bırakmamak için Mustafayı arayıp rica ettim, “Çok kısa süre kalacağım telefon et kapıda sorun yaşamayayım” diye. 10 dakika sonra Mustafa aradı, “Boşver gitme, Harun (TEKYÖN’ün işletmecisi) biz travesti almıyoruz dedi ve istemedi” demesine rağmen arkadaşlarımın “Saçmalama biz Harun’u tanıyoruz, gel geceyi mahvetme” ısrarları karşısında gittim, içeri girdim ve işletmeci Harun (ki önceden tanıdığım birisi ve kendisi de beni tanır) karşılaşıp selamlaşma, öpüşme muhabbeti ardından bir standa geçtik. Buraya kadar bir sorun yoktu. Doğum günü olan arkadaşımın Harun’la şu diyaloglarına kadar, Hakan “bu gün doğum günüm” demiş Harun Bey de, “Tamam doğum günün ama Seyhan’la gelmişsin” deyip yüz çevirmiş.

Neyse bir kutu kola içtim show yapan garsonlar sigara odasında bana videolarını izlettiler, kostüm yardımı yaparım vs konuşmaları sonrası mekandan ayrıldık.

Şimdi bütün bunları anlatmamın sebebi şu; ben bu fobik mekana giderek ne kazanmış oldum ya da o mekan beni içeri alarak ne kaybetti?

Birincisi transların ya da geylerin bile alınmadığı bir çok hetero mekana girebiliyorum ya da transları kapısından geçirmeyen mekanlara da mekan sahipleri tarafından davet ediliyorum (ki asla gitmiyorum) da neden bu TEKYÖN’de sorun oluyor?

Madem biz LGBTT’ler beraber yürüyoruz ve bize ayrımcılık yapamazsınız diyoruz, eylem yapıyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz… Peki, buradaki ayrımcılık ne olacak? Eylemlerde yan yana durduğum, hetero bir mekanda 2 gey öpüşemedi diye kendimi parçaladığım, tepki gösterdiğim arkadaşlarım hala TEKYÖN’e mi gidecek?

Yoksa bir kaç yıl önce pride etkinlikleri için LEGATO’lu ka gey arkadaşlarımızın ”Harbiye’de çarkta gördüğümüz travestilerle pride’da yan yana olmak istemiyoruz, etkinliklere katılmasınlar” sözlerine sustuğumuz gibi yine susacak ve bir şey olmamış gibi mi davranacağız?

Yoksa röportaj verdiğim her yerde, yaşayan kütüphanede canlı kitapken, festivallerde stand başında, iş yerimde, metroda, kuliste, yolda, orda, burada her fırsat bulduğumda savunduğum ve hiç bir ayrım gözetmediğim LGBTT’leri savunmaktan vaz mı geçmeliyim? Ya da geylerin transfobisi gibi bende de homofobi mi oluşmalı veya Okşan Öztok gibi nefret mi etmeliyim? Ne yapmalıyım siz söyleyin, sayın çokbilmiş ka geyler! (Tabii ki herkesi kastetmiyorum)

Kimsiniz siz, ne hakla bize karşı ayrımcılık yaparsınız, hadi var bir fobiniz neden hala bizim üzerimizden ajityasyona varan aktivizm yapıyorsunuz ve neden sizin gözünüzde biz zavallı, cahil, orospu, paradan başka bir şeyi düşünmeyen ucubelerden öteye gidemiyoruz?

Hadi bizi boş ver neyin mücadelesini yaptığınızın farkında değil misiniz, sokaklarda neden bağırıyoruz, meclise neden yürüyoruz?

”Bizi yıllarca yeraltına ittiniz gettolarda yaşamaya zorladınız artık yeter biz ‘normal’iz ve böyle yaşamak istiyoruz” demiyor muyuz?

Hetero diye adlandırılan mekanlarda ayrımcılık gördüğümüzde tepkiyi niye veriyoruz, 45’lik adlı mekan için bir süredir neden konuşuyoruz o halde? Madem onlara karşı duruyoruz ve bize böyle davranamazsınız diyoruz, gey mekan adı altındaki yerlere ne hakla trans ya da biyolojik kadınları almıyoruz tamam o zaman ne hakla hetero mekanlara kafa tutuyoruz?

Bu durumda, gey mekanlar geylere özel, heterolarınki heterolara, translarınki translara özel olsun ve herkes yerini bilsin!

Neden sesini çıkarmıyorsun AMARGİ?

Neden sesini çıkarmıyorsun LAMBDAİSTANBUL?

Neden sesini çıkarmıyorsun KAOS GL?

Neden sesini çıkarmıyorsun PEMBE HAYAT?

Neden sesini çıkarmıyorsun İSTANBUL LGBTT?

Neden sesini çıkarmıyorsun SİYAH PEMBE ÜÇGEN İZMİR?

Neden sesini çıkarmıyorsun PİRAMİD LGBTT DİYARBAKIR?

Neden sesini çıkarmıyorsun MOREL ESKİŞEHİR?

Bu saatten sonra her yerde, her zaman TEKYÖN denilen bar ve hala oraya giden, destek veren, para kazandıran geyler hakkında her yerde konuşacağım.

“Artık içimizde halledelim” demeyeceğim, herkes ne olduğumuzu görsün, aslında ne kadar yalancı, ne kadar ayrımcı, ne kadar ikiyüzlü olduğumuzu öğrensin…

Artık TEKYÖN’e giden ya da tepki vermeyen hiç bir arkadaşım benimle muhatap olmasın, çünkü zaten arkadaşım olmazlar.

Tepkimizi koymuyorsak eğer maillerimizin altına “aşağılayan bakışlarınızla cezalandırın” yerine, “transseksüelleri aşağılayabildiğiniz kadar aşağılayın, kurtuluşumuz böyle mümkün!” yazın

Not: Bu yazı doğrudan hepinizi hedef alıyor!

Seyhan Arman

Çankaya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü, iş yerlerine yönelik denetimlerini aralıksız sürdürüyor.
Çankaya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, 194 umuma açık istirahat ve eğlence yeri, 185 gayri sıhhi iş yeri, 208 sıhhi iş yeri, 118 bakkal/market, 75 lokanta, paket kebap olmak üzere toplam bin 64 iş yeri denetimi gerçekleştirdi. Çankaya Belediyesi yetkilileri, pazar, fırın, pastane gibi iş yerlerinin yanı sıra seyyar satıcı ve işportayla mücadelede de önemli operasyonlar gerçekleştirdiklerini dile getirdiler. Bu kapsamda 45 seyyar satıcı ve işporta tezgahına el koyulduğunu belirtildi.

Yetkililer, zorlu koşullara rağmen halkın huzuru ve sağlığı konusunda asla taviz vermeyeceklerini ve denetimlerin aralıksız sürdürüleceğini kaydederek, vatandaşların karşılaştıkları olumsuzluklarda Zabıta Müdürlüğü’nün 230 75 51-231 38 03-458 90 91 numaralı telefonlarını arayabileceklerini ifade ettiler.

”Orası sivridir, Bülent Ersoy iyi oturur !”

Mustafa Topaloğlu’ndan Bülent Ersoy’a ilginç gönderme..

Uzaylı türkücü Mustafa Topaloğlu, mahkemelik olduğu Bülent Ersoy’un Hülya Avşar’la olan tartışmasını değerlendirdi. Ünlü türkücü, “Önünü kestiler” dediği için mahkemelik olduğu Bülent Ersoy’un magazin gündeminde geniş yankı bulan sözler ilişkin açıklamalar yaptı.“Sanat camiasında böyle gizemli kavgalar olur” diyen Topaloğlu, Bülent Ersoy’un Ağrı dağının zirvesinde oturduğunu belirtip, “Orası çok sivridir. Nereye oturursa otursun Bülent Ersoy mutlaka iyi oturur” dedi.Tarkan’ın Bülent Ersoy’u ziyaretine de değinen türkücü, “Onlar meslektaşlar tabii ki gidecek. Onlar yoldaşlar, kardeşler. Ben herkesle barışığım, kimseyle sorunum yok. Benim dünyam insanlara açık bir dünya” diye konuştu.

Bu da ‘imani’ retçi !

Türkiye’de bir ilk: “Laik, Kemalist değerlere dayanan ordu, dini inançlarıma aykırı” diyerek askere gitmiyor!

ENVER Aydemir adlı vicdani retçi, 24 Aralık 2009 günü Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılacak “vicdani ret” konulu bir panele konuşmacı olarak
katılmak üzere geldiği İstanbul’da asker kaçağı olduğu gerekçesiyle tutuklandı.

Ali KEMAL ERDEM/AHT

Aydemir, zorunlu askerliği reddettiği için ilk olarak 31 Temmuz 2007 tarihinde
tutuklanmıştı. Yaklaşık iki ay cezaevinde kalan Aydemir yapılan ikinci duruşmada iki gün içinde birliğine teslim olması istenerek tahliye edilmişti. Ancak Aydemir, birliğine teslim olmayınca asker kaçağı olduğu gerekçesiyle yine tutuklandı.

Türkiye’de daha çok savaş, karşıtlığı veya politik nedenlerle askerlik reddedilirken ilk defa Aydemir, İslami inançlarını ileri sürerek askere gitmeyi
reddetti. Aydemir, laik, Kemalist değerlere dayanan ordunun dini inançlarına aykırı olduğunu belirterek, görev yapmak istemediğini belirtti.

‘SAYGI DUYULMALI’
İslamcı çevreler, Aydemir’in kararının daha çok imani nedenlerden olduğunu
söyleyerek, onun için vicdani retçiden çok “imani” ya da “İslami ret” kavramının
kullanılmasının daha doğru olduğunu söylüyor. Mazlum Der, Aydemir’in dini nedenlerden dolayı askerlik görevini reddeden ilk kişi olduğunu söylerken,
İlim ve Kültürel Araştırmalar Vakfı iman gerekçesiyle askerlik yapmayı reddedenlerin bu kararına saygı duyulmasını istedi.

Ankara Emniyet’inde şok gözaltısı

Ankara Emniyet Müdür Yardımcı Yılmaz Çetin, çete operasyonuna ilişkin gözaltına alındı
Ankara Emniyet Müdür Yardımcı Yılmaz Çetin, çete operasyonuna ilişkin gözaltın alındı. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir çete gurubuna yönelik operasyonda, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 2.Sınıf Emniyet Müdürü Yılmaz Çetin gözaltına alınarak Antalya’ya götürüldü.

Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri Çetin’in, “Çeteye yardım ve yataklık, haksız kazanç sağlama” gibi suçlardan gözaltına alındığını ifade ettiler. Çetin’in bir süre önce aktif görevden Personel Şube emrine atanarak pasifize edildiği öğrenildi.

Anayasa Mahkemesi’nin Demokratik Toplum Partisi’ni (DTP) kapatma kararını yabancı ajanslar acil koduyla duyurdu.

ASSOCIATED PRESS

Türk Anayasa Mahkemesi, Demokratik Toplum Partisi’ni PKK ile bağlantılarından ötürü kapattı. Mahkeme aynı zamanda ondan fazla parti üyesinin beş yıl boyunca diğer siyasi partilere katılmasını yasakladı ve DTP lideri Ahmet Türk dahil iki milletvekilini meclisten ihraç etti.    

Verilen karar, PKK terörünü sonlandırmak için hükümetin Kürtlerle yürüttüğü uzlaşma çabalarını daha da güçleştirecek gibi gözüküyor.

REUTERS

Kapatma kararı, uzun yıllardır süren PKK sorununu sonlandırmak için gösterilen çabaları baltalayabilir.

Uzmanlar, mahkemenin verdiği kararın ülkedeki siyasi gerilimi artıracağını ve finans piyasaları tekrar açıldığında bir hassasiyet yaratabileceğini belirtti.

AFP

Türk Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Demokratik Toplum Partisi’nin PKK ile bağlantılarından dolayı kapatıldığını açıkladı.   

Kılıç, 11 mahkeme üyesi oy birliği ile DTP’nin, “devletin, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki eylemlerin odak noktası haline geldiğine karar vermiştir” dedi.

AB DÖNEM BAŞKANI İSVEÇ

AB dönem başkanı İsveç, DTP’nin kapatılması kararından “kaygı duyduklarını” açıkladı.

Başkanlıkça yapılan yazılı açıklamada, “Başkanlık, şiddet ve terörizmi şiddetle kınarken; siyasal partilerin feshedilmesinin, azami kısıtlamayla başvurulması gereken istisnai bir önlem olduğunu anımsatır” denildi.

Açıklamada, konuya ilişkin gelişmelerin “yakından izleneceği” ifade edildi.

ABD

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly, DTP’nin kapatılması konusunu ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey ile görüştüklerini, konuyla ilgili daha sonra açıklama yapacaklarını söyledi.

Kelly, Dışişleri Bakanlığında düzenlediği günlük basın toplantısında ABD’nin konuyla ilgili görüşünün sorulması üzerine, Büyükelçi Jeffrey’nin şu anda Washington’da bulunduğunu ve kendisiyle konuyu görüştüklerini söyledi.

Kelly, “Doğru reaksiyon göstereceğimizden emin olmak ve Büyükelçi Jeffrey’den görüşlerini almak istiyoruz. Dolayısıyla bu konuyla ilgili görüşlerimizi daha sonra açıklayacağız” dedi.

ABF Başkanı Balkız “Demokratik dönüşümü sağlayacak, yüzü sola dönük bir kitle partisini yaratmaya el veriyoruz. Ne ‘Alevi Partisi’ kuruyoruz, ne de inanç temelli bir parti kuruyoruz” dedi; girişimlerini “Alevi Partisi” olarak sunanları eleştirdi

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız, basında “Alevi Partisi” kurmaya yöneldiklerine dair yayınları eleştirdi; “ABF, bir ‘Alevi Partisi’ kurmuyor. Parti kurmadığı gibi, kendisini de partiye dönüştürmüyor” diye açıklama yaptı.

Balkız’In örgütlü Alevi toplumunun yaklaşık yüzde 95′ini oluşturduğunu söylediği ABF, beş aydır “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” tartışmalarını yürütüyor. Balkız, bu tartışmalarda da gündeme gelen saptamalarını şöyle hatırlattı.

Sol muhalefeti oluşturmak görevimiz: 12 Nisan’da “Kültürel ve köken farklılığı nedeniyle mağduriyet yaşayanlar başta olmak üzere; işsizler, işçiler, yoksullar, üreticiler, gençler, kadınlar, bilim insanları, sanatçılar, giderek en genel tanımıyla halkımız için, umut ışığı olabilecek sol-sosyal demokrat bir toplumsal muhalefeti birlikte oluşturmak, önümüzde bir görev olarak durmaktadır” diyen ABF, bugün tam da bu görevini yerine getiriyor.

İktidarı hedefleyen kitle partisi: Ne kendi adına parti kuran, ne de kendisini partiye dönüştürmeyi hedefleyen ABF, laik ve demokratik bir Türkiye’nin yaratılmasının ancak yüzü sola dönük ve iktidarı hedefleyen bir kitle partisinden geçtiğine inanıyor. Türkiye’yi sağcı, muhafazakar iktidarlardan kurtarmak ve demokratik başka bir iktidarın olabileceğini göstermek için Türkiye’ye sol gereklidir. Düzene alternatif olacağız. Bunun için yeni bir sol söylem, sosyal demokrat yeni bir heyecan, yeni bir dil, yeni kadro gereklidir. Bu bir kitle partisi olacaksa eğer, kuşkusuz ki her kesimden insan olacaktır.

Alternatif yaratmaya el veriyoruz: Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin sorunlarının çözümünün laik, demokratik bir Türkiye’nin yaratılmasından, demokratik bir değişim ve dönüşümden geçtiğini de biliyoruz! Bu değişimi yaratacak gücün ise yüzü sola dönük bir kitle partisi olduğunu da iyi biliyoruz! İşte biz, böyle bir alternatifi yaratmaya el veriyoruz, güç veriyoruz.

Balkız, Milliyet’ten Devrim Sevimay‘a verdiği röportajda, SHP, 10 Aralık Hareketi, Özgürlükçü Sol ve bazı akademsiyenlerin de içinde yer alacağı yeni bir hareketin ocak ayında partileşebileceğini açıklamıştı. Ekmek ve Özgürlük dergisinde yayınlanan Mustafa Bayram Mısır‘a verdiği röportajda da, Alevilerin yanı sıra emekçilerin, Kürtlerin, işsizlerin, öğrencilerin ve farklı kesimlerin taleplerini taşıyacak yeni bir hareketin peşinde olduklarını söylemişti.

bianet‘in görüştüğü, parti çalışmalarının içinde yer alan 10 Aralık hareketi’nden Burhan Şenatalar, ocak sonuna kadar yeni bir partinin kurulacağını, daha sonra partinin Sosyaldemokrat Halk Partisi’yle (SHP) birleşeceğini, bunun yeni partinin seçimlere katılabilmesi için bu formül olarak düşünüldüğünü aktarmıştı. Çalışmalarda yer alan Prof. Dr. Fuat Keyman da “Bir Alevi partisi değil, daha demokratik, daha adaletli, daha vicdanlı Türkiye isteyen, hem katılım, hem de kimliklerin tanınması anlamında kapsayıcı olacak bir hareket bu” diye konuşmuştu.

http://ankarahaber.wordpress.com/2009/12/07/alevi-federasyonu-alevi-partisi-kurmuyoruz-partiye-donusmuyoruz/

dikmende Dehşet cinayet

Dikmen’de iki bina arasında cesedi bulunan 5 yaşındaki kız çocuğunun, “Ruh sağlığı yerinde olmayan annesi tarafından öldürüldükten sonra 7. kattan atıldığı” iddia edildi.

Emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre Dikmen Çetin Emeç Bulvarı 19 numaralı binada meydana gelen olayda, 5 yaşındaki Yağmur T.’nin cesedi iki bina arasında bulundu. Olay yerine gelen polisler soruşturma başlatarak apartman sakinlerinin ifadesine başvurdu.

Üzerinde pembe renkli pijamaları bulunan küçük kız çocuğunun, “Şizofren hastası olduğu iddia edilen annesi Yeşim T. tarafından öldürüldükten sonra 7.kattan boşluğa bırakıldığı” öne sürüldü.

Polis, anne Yeşim T.’yi gözaltına alarak Dikmen Polis Merkezi’ne götürdü.

Kendinde olmadığı ve çelişkili ifadeler verdiği öğrenilen kadının polislere, “Çocuğum kayıp onu gördünüz mü?” ve “Onu siz mi aldınız?” şeklinde sorular sorduğu belirtildi.

Küçük kız çocuğunun kesin ölüm nedeninin otopsi sonrası belirleneceği kaydedilirken, eşinden ayrı olduğu belirtilen Yeşim T.’nin bir süre önce de babasını kaybettiği ifade edildi.

Eski Gönderiler »